Doç. Dr. Bilal Karabulut Ahmet Yesevi Üniversitesinde Seminer verdi

Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı koordinasyonunda iki haftalığına ders, seminer, konferans vermek ve ilmi çalışmalarda bulunmak için Ahmet Yesevi Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesine gelen, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Bilal Karabulut gerçekleştirmiş oldukları akademik çalışmalarının ardından bir de seminer verdi. 

İki haftalık program kapsamında 8 Şubat 2017 Çarşamba günü Rektörlük binasının 2. Katındaki konferans salonunda gerçekleşen  ‘Uluslararası terörizm ve güvenlik’  adlı seminerinde kısaca şunları paylaştı.

Küreselleşme ve uluslararası güvenliğin yaşadığı dönüşüm: Daeş terör örgütü örneği adlı seminerinde ana hatlarıyla güvenliğin genel tanımı, türleri, algı yönetimi ile Daeş’in algı yönetimi konularına değindi. Güvenlik tanımındaki tehlike ve korku algılarının göreceli olması nedeniyle tanımın değiştiğini ve bu yüzden muğlak bir tanımının olduğunu ifade etti. Buna ek olarak güvenlik tanımının objektif ve sübjektif ve geleneksel ve yeni güvenlik anlayışı olarak ayrıldığını belirtti. Geleneksel güvenlik anlayışının idealizm, realizm ve liberalizm’e yeni güvenlik anlayışının ise constructivism’e ve post- teorilere dayandığını ve güvenlik anlayışında geleneksel den yeni güvenlik anlayışına bir geçişin söz konusu olduğunu ve bu geçişe teorik olarak Kopenhag okulunun yardımcı olduğunu dile getirdi.

Geleneksel güvenlik anlayışında devletlerin çoğunlukla askeri tehditlere önem verdiğini ve Soğuk Savaş dönemi bitene kadar bu anlayışın hakim olduğunu ifade etti. Soğuk Savaş sonrasında ise güvenlik anlayışının genişlediğini ve askeri güvenliğin yanında siber, enerji, çevre ve kimlik güvenliği konularının da önem kazandığını belirtti. Yeni güvenlik anlayışının algıya önem verdiğinin altını çizerek yeni güvenlik tezlerinde güvenlikleştirme ve güvenliksizleştirme kavramları hakkında bilgiler verdi. Burada var olan tehditlerin yokmuş gibi yok olan tehditlerin ise varmış gibi gösterile bildiğinin ve bunun genellikle siyasi amaçlar nedeniyle yapıldığını vurguladı. Ayrıca devletlerin düşmansız yaşamayacağını çünkü düşmanların toplumu bir arada tutan bir çimento olduğu yönünde görüşlerini bildirdi.

Daeş’in selefiliğe inanan şiddet ve silah kullanmayı tercih eden cihadist bir örgüt olduğunu kendisine göre bir ben dairesinin olduğu ve bunun dışındakileri düşman olarak gördüğünü belirtti. Daeş’in İslamı yanlış anladığını ve yürüttüğü algı operasyonları ile profesyonel bir şekilde İslamı yanlış anlayan insanları kendisine çekebildiğini ifade etti. İnsan kimliğinin hiyerarşik bir düzende inşaa edilip birden fazla kimliğinin olduğunu belirtti. İnsanların bildiği şeyin kimliğine sahip olabileceğini ve o kimliğin gerektirdiği sorumlulukların yerine getirilmesi gerektiğini sözleri ekledi. Bu sözlerine örnek olarak bir Müslümanın İslam dinini asıl kaynağından Kuran-ı Kerim’den öğrenmesi gerektiğini aksi takdirde başka birisinden öğrenir ise bambaşka bir din anlayışının olabileceğini belirtti. Bu tür olayların geleneksel algının çok dışında yer aldığını sözlerine ekledi. Konuşmasının sonunda algı operasyonlarının uzun vadeli planlar olduğunu ve başarılı bir algı yönetimi için ilk önce insanların kendi bilgisine sahip olması gerektiğini ve ülkelerin kendi gerçekliğini doğru analiz ettikten sonra karşı tarafın zayıf noktalarının iyi analiz edilmesi gerektiğini ifade etti.