Ahmet Yesevi Üniversitesinde “Orta Asya’da Çevresel Sorunlar ve Çok Boyutlu Etkileri” Değerlendirildi17 Mart 2021

12 Mart 2021 tarihinde Ahmet Yesevi Üniversitesi Avrasya Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Vakur Sümer, TOBB ETÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün düzenlediği seminerler dizisinde “Orta Asya’da Çevresel Sorunlar ve Çok Boyutlu Etkileri” başlıklı bir sunum yaptı.

Doç. Dr. Vakur Sümer, Orta Asya’nın çok geniş bir coğrafyayı kapsaması ve coğrafi açıdan çeşitlilik arz etmesine bağlı olarak meydana gelen çeşitli çevresel risklerin; Sovyetler Birliği döneminden miras kalan radyoaktif atıkların ve çölleşmenin, bölgede bağımsızlığın kazanılması ile devletlerin milli çıkarları ile oluşan ve göz ardı edilen sınır aşırı sorunlarda ortak bir çözüm sağlanamamasının, ayrıca iklim değişikliğiyle meydana gelen sorunların, devlet ve devletlerarası güvenliği tehdit edecek boyutlara ulaşabileceğini ifade etti. Bunları doğuran nedenler arasında kaynakların iyi yönetilememesi, çevreyi olumsuz yönde etkileyen kalkınma modeli; fosil yakıtlara olan bağımlılık, hızlı nüfus artışı, çevrenin korunmasına yönelik tedbirlerin alınmaması gibi yalnızca ekonomik çöküşle baş etmek üzere yapılan çalışmaların, çevresel sorunları ve etkilerini artırdığına vurgu yapan Sümer, yeterli olmamakla birlikte 2000 yılından sonra yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapıldığını ancak henüz somut sonuçlar alınamadığını belirtti.

Sunumunun devamında Sümer, şu hususları katılımcılarla paylaştı: Orta Asya’nın çevresel sorunlarını gündeme getiren Sümer, vaktiyle dünyanın en büyük dördüncü gölü olan ve Aral Denizi olarak da adlandırılan Aral Gölü’nün 1960’lardan 2000’li yıllara gelindiğinde pamuk üretimi için Sovyetler Birliği dönemindeki kontrolsüz kullanımı sonucunda %90’ı geri döndürülemez bir şekilde kayboldu. Aral Gölü’nün kurumasıyla çevresindeki araziler de nitelik kaybetmiş, biyolojik çeşitlilik zarar görmüş, ekonomik olarak özellikle tahıl üretimi ve balık rezervinde düşüş gerçekleşmiştir. Bu değişim, sağlık açısından da kanser ve çocuk ölümlerinin artması gibi çok sayıda soruna neden olmuştur. Bu olumsuz gelişmeler, bölge ülkelerini bir araya gelmeye zorlamıştır. Kazakistan’ın Kök Aral Projesi kapsamında 2005 yılında tek başına yaptığı çalışma bir toparlanma getirmişse de Güney Aral küçülmeye devam etmiştir. Bilim insanları, Aral’ı kurtarmanın çeşitli yolları olduğunu, ancak bunun çok pahalıya mâl olacağını ifade etmektedirler. Bunlardan, Hazar Denizi’nden su aktarımının bir seçenek gibi görünse de Hazar Denizi’nin kendisinin kapalı bir deniz olması ve petrol ve gaz çıkarma faaliyetlerinin neden olduğu mevcut çevresel sorunlar dikkate alındığında bu seçeneğin de farklı risk ve sorunlara neden olacağı açıktır.

Orta Asya’daki bir diğer sorun ise, yoğun ve bilinçsiz toprak kullanımı nedeniyle toprak kalitesinin düşmesi ve aynı zamanda aşırı otlatma sonucunda bölgede erozyonun ve ormansızlaşmanın getirdiği gıda güvenliği tehdididir. Toprakların kalitesizleşmesi yüzünden kaybedilen gıda miktarının 6 milyar dolar, hayvansal gıda üretimindeki kaybın 4,6 milyar dolar, erozyon ve çölleşme kaynaklı kaybın 0,8 milyar dolar, ormansızlaşma kaybının 300 milyon dolar olduğu ve tarımsal alanların köylülere yansıyan kaybının ise 100 milyon dolar olduğu bilimsel araştırmalarda tespit edilmiştir. Ekilebilir alanın %50’si yanlış sulama sebebiyle tuzlanma sorunuyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu sebeple bu tür sınır aşan sorunlar için Orta Asya ülkeleri bir araya gelerek gerekli tedbirleri almalıdır. Çiftçilerin eğitimi ve iç göç yönetimi gibi hususlar bu kapsamda ele alınabilir. Tarımsal verimlilik ve hayvansal gıdadaki düşüş, iklim değişikliği gibi sorunlar yanında radyoaktif atıkların çevreye ve dolayısıyla hayvanların ve insanların maruz kaldığı zararlı metaller ve uranyum tehlikesi de ele alınması gereken önemli sorun alanlarıdır. 

Enerji kaynakları açısından oldukça zengin olan bölge ülkelerinin su kaynakları, çevre ve iklim değişikliği gibi alanlarda daha fazla iş birliği yapmaları ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaları gerekmektedir. Ancak, bazı bölge ülkelerinde ekonomik sorunlar ve diğer bir kısım nedenlerden dolayı fosil kaynaklara bağımlılık devam etmektedir. Hâlbuki bölge yenilenebilir enerji kaynaklarından oldukça şanslı bir konumdadır. Özellikle, rüzgâr enerjisi ile üretilecek elektriğin bölgenin ihtiyaçlarının karşılamanın ötesinde ihracatının yapılması potansiyelini de taşımaktadır.